Bir zamanlar okul denildiğinde akla sadece dersler değil; saygı, disiplin ve bir düzen gelirdi. Öğretmenin sınıfa girdiği anda oluşan o sessizlik, aslında bir korkudan değil, bir sınırın varlığından doğardı. Bugün ise “özgürlük” adı altında sınırların silikleştiği, kuralların esnetildikçe yok sayıldığı bir eğitim düzeninin içindeyiz.
Elbette çağ değişiyor, eğitim anlayışı da değişmeli. Ancak değişim, kökleri tamamen söküp atmak anlamına gelmez. Disiplinin olmadığı bir yerde özgürlük değil, başıboşluk büyür. Bugün okullarda yaşanan şiddet olaylarını sadece bireysel sorunlar olarak görmek, gerçeği görmezden gelmektir. Çünkü bu tablo, yıllardır adım adım gevşetilen kuralların, otoritenin zayıflatılmasının ve “çocuğu kırmayalım” düşüncesinin yanlış yorumlanmasının bir sonucudur.
Çocuk sınırla büyür. Sınır, onu baskılamaz; aksine hayata hazırlar. Ama bugün ne öğretmen yeterince söz sahibi, ne de öğrenci davranışlarının bir karşılığı olduğunu biliyor. Cezasızlık, zamanla cesarete; cesaret ise kontrolsüzlüğe dönüşüyor. Sonra da “Bu çocuklar neden bu hale geldi?” diye soruyoruz.
Oysa cevap çok uzak değil. Disiplinin olmadığı bir sistemde, saygı da kalmaz, güven de. Eğitim sadece bilgi aktarmak değildir; karakter inşa etmektir. Karakterin olmadığı yerde ise ne başarı kalır ne de huzur.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Kuralları kaldırarak kimi koruduk, ama neyi kaybettik?
Bu metin, okullarda yaşanan son saldırı olayları konu alınarak Gül Yıldız tarafından kaleme alınmıştır.

