Adaletin simgesi terazidir. Eşitliği temsil eder. Ama insanın hayatı hiçbir zaman terazide ölçülecek kadar basit olmamıştır.
Hukuk kitaplarında insan vardır elbet. Maddelerde “herkes” der, “şahıs” der, “birey” der… Ama gerçek hayatta bir insanın yorgunluğu, korkusu, çaresizliği çoğu zaman bir dosya numarasına sıkıştırılır. Peki hukuk bu muydu?
Bir annenin çocuğu için döktüğü gözyaşının yeri var mı ceza kanununda?
Bir babanın adliye koridorlarında beklerken içinden ettiği dualar duyulur mu?
Bir çocuğun sessiz çığlığını hangi yasa duyar?
Hukukun içinde elbette insan olmalı. Ama bu sadece kâğıt üzerinde değil, uygulamada, kararda, vicdan da olmalı. Çünkü hukuk, sadece haklıyı haksızdan ayırmak değil, insanı anlamak, anlamaya çalışmak demektir.
Yasa maddeleri robot gibi işlerse, orada adalet değil, sadece sistem çalışır. Ama sistemin kalbinde insan yoksa; kararlar doğru olsa bile, adalet hissedilmez.
Belki de en büyük adalet, anlamaya çalışmaktır.
Ve en güçlü hukuk, merhametle yazılmış olandır.
Bugün bu soruyu hep birlikte soralım:
Hukukun içinde gerçekten insan var mı?
Ve varsa, duyabiliyor muyuz onu?
__
📍Gül YİĞİT yazıyor, adaletin sesiyle…”

